444 82 99     programyazilimprogram.com
27 Şubat 2016

Hızla değişen ve gelişen dünyada son yıllarda önemi giderek artan ve gerekliliği hemen herkes tarafından kabul edilen inovasyon kavramı, hemen her alanda karşımıza çıkmakta ve dünyamız rekabet ortamında adeta bir zorunluluk haline gelmektedir.  Dilimize yenilik olarak yerleşse de tam olarak bu karşılığı vermeyen inovasyon, bir yenilikten çok daha geniş bir anlam içermektedir. Avrupa İstatistik Ofisi (EUROSTAT) ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD)’nün birlikte hazırladığı Oslo Kılavuzu’na göre inovasyon; “Yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet) veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır.” Yani inovasyon, ticari bir fayda sağlamak amacıyla yapılan girişimdir. Eğer sonunda ticari bir fayda yoksa yapılan yenilikte inovasyondan söz edilmesi de mümkün değildir. Her şeyden önce inovasyon bir ekonomik süreçtir. Sonucunda bir ürün, hizmet ya da yönetim biçimi oluşabilir.

Ticarete dökülüp bir maddi getiri sağlayan her iş gibi inovasyon sürecinde de uzun yıllar göz ardı edilen bir durum ortaya çıkmaktadır: Doğaya verilen zarar. İşte bu noktada da karşımıza çıkan kavram, çevreci bir karakter taşıyan Sürdürülebilir İnovasyon’dur. Sürdürülebilir inovasyon kavramı mantıksal olarak, ekolojik üretim mantığı ile  inovasyon atraksiyonlarını birleştirerek yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu elbette doğru bir mantıktır. Çünkü sürdürülebilir olmanın yolu çevre ile ilgili tüm kurallara uymaktan geçer. Sürdürülebilir inovasyon aynı zamanda, yapılan değişikliklerin ya da yeniliklerin dönüşümsel tarafının olmasını da önemsiyor. Plastiğin doğaya karışanın yapılması gibi. Günümüzde Türkiye dâhil pek çok ülkede çevre ile barışık olmayan işletmeler sosyal yaptırımlarla karşılaşmakta ve üretimlerini çevreci bir çerçevede yürütmek zorunda kalmaktadırlar.  Fakat Türkiye ve gelişmişlik düzeyleri aynı  olan ülkelerin inovatif faaliyetlerde karşı karşıya oldukları ciddi sorunlar vardır. Örneğin, AR-GE faaliyetlerine ayrılan bütçenin yetersiz olması ve nitelikli işgücü bulma zorluğu. Azalan kaynaklar ve insanlarının yaşam faaliyetlerinin doğaya olan olumsuz etkileri insanları çevreci olmaya zorlamakta ve karşılaşılan güçlükler işletmelere ek maliyetler getirmektedir.

Günümüzde işletmeler “yeşil pazarlama” mantığı ile  çevreci politikalarını birleştirerek marka değerlerini toplumsal bilinçle zirvede tutmayı amaçlamaktadırlar.  Tüketicileri sosyal sorumluluk vicdanıyla hareket etmeye iten bazı reklamları da bu mantığa ekleyecek olursak, çevreci zihniyetin marka değeri üzerindeki etkisini daha iyi kavrayabiliriz. Çünkü unutulmamalıdır ki, çevre ile dost üretilen ürünlerin marka değeri de uzun yıllar varlığını sürdürmektedir.

Yorum Yaz
 
 
 
 
 

Kategoriler

Son Gönderiler

Ticari Entegre Programı
08 Aralık 2016Devamı İçin Tıklayınız.
İmalatla Bilişimin Buluşması: Endüstri 4.0
26 Ağustos 2016Devamı İçin Tıklayınız.
Ekonomide Yazılım Sektörü
17 Mart 2016Devamı İçin Tıklayınız.
Konya'da Yazılım Sektörü
03 Mart 2016Devamı İçin Tıklayınız.
Sürdürülebilir İnovasyon
27 Şubat 2016Devamı İçin Tıklayınız.

Haftanın Sözü

yukari